Bu tür yaklaşımlar Aleviliğe sadece zarar vermekten başka bir işe yaramazlar.
Bizim yaşadığımız ve gözlemlediğim bazı noktalar Aleviliğe özellikle Kızılbaşlara Zerdüşt öncesi bölgenin inançlarından olan bir çok inanış biçimi biraz değişerek geçmiştir. Kızılbaşların güneşe olan yaklaşımları bu alandaki en güzel örneklerden biridir. Hâlâ Dersim bölgesi insanları sabah güneşine dualar eder ve güneşin ilk ışıklarının vurduğu duvarı öperler. Dolunayın Fatma Ananın yüzüne benzetilmesi de bir başka ilginç yandır. Zerdüşt öğretisi öncesi bölge inanışlarına göre güneşin yer yüzündeki temsilcisi olan ateş de beli bir kutsallık içermektedir. Ocaktaki ateşin söndürülmemesine dikkat edilir. Ateşe su dökülmez, ateş ile ilgili dua ve bet-dualar Kızılbaşlar arasındaki en ağır dua ve bedduaları oluşturur.
´Ateşin kararsın´ şeklinde tercüme edilebilecek ´Adırı du sahe biyo´ bet duası edilebilecek en ağır beddualardan biridir. Kızılbaş Alevilerde ateş hala kutsallığını korur. Bu bağlamda ocaklarda kullanılan, üzerine kazan, ekmek yapmak için sac konan sacayağı üç ayaklıdır. Bu sacayağının ortalıkta bırakılması gelişi güzel bir yere konması hele hele ayakları havada olacak şekilde yere bırakılması uğursuzluk kabul edilir ve bundan özenle kaçınılır. Bu sacayağının neden üç ayaklı olduğu (bunun dört ve daha fazla ayaklısına biz hiç rastlamadık) düşünülmeye değer. Bu sacayağının kutsala yakın değerinin üç sayısıyla bir ilişkisi olduğunu düşünmek sanırım yanlış olamaz. Alevilerdeki Allah, Muhammet, Ali üçlemesinin kaynağı hakkında da bize bir düşünce vermektedir bu.
Üçle ilgili inanışlar bölgede oldukça yaygındır. ´Eski Aryanlar urvanın, yani ruhun ölmezliğine inanırlardı. Ölümden sonra yeni bir hayat başlardı. Fakat urvan ayrıldığı cesedi üç gün terk etmezdi, ki bu üç gün, onların ahretle ilgili inançlarına bakılırsa çok önemli bir süredir.´4
Yine üçlü inanışa bir örnek olabilecek bir başka olayda Zerdüşt´ün doğumunu anlatan söylencedir. ´Zerathustracılar'un inançlarına göre peygamberlerinin doğumu da üç mucize gerçekleşmiştir. Bunlardan birincisi dünyanın kuruluşu daha henüz tamamlanmadan, yani iyi ile kötü birbirinden ayrı olarak yaşarken ve Ahura Mazda sadece parlak ışıkların bulunduğu makamındayken oradan çıkan şeref dolu ilahi ışıltıdır. Bu ışıltının halesi, daha sonra büyük insanı doğuracak olan Dughdova´ya ulaşmıştı. Bu ışıltı doğuma kadar Dughdova´nın başında bir hale gibi duracaktı. İkinci mucize element, koruyucu ruh idi, ki Vohu Menah tarafından gökyüzünden taşınarak yere indirilmiş ve bir adam boyundaki bir Homa çalısının içine konmuştu. Bu bitki yavruları daima yılan tarafından yenmekte olan bir kuşun yuvasının içinde boy vermiş ve bundan böyle kuşun yavrularını yılandan korumuştu. Homanın içindeki koruyucu ruh Pouyuşasapa, Dughdova ile evlendikten sonra baş melek tarafından bu çalıdan geri alındı. Bu kutsanmış çalı, daha sonra Pouruşasapa´ya malum olan iki melek tarafından Dughdova´ya iletilmesi amacıyla bir asa şeklinde verildi. Dughdova bu asayı doğuma kadar yanından ayırmayacaktı. Bu koruyucu ruh, Dughdova´nın Kutsal Bebek´ini şeytani güçlerin saldırısından koruyacaktı. Üçüncü mucizevi element, büyük insanın Maddi Özü idi. Sütün elementlerinden oluşan bu Öz, su ve bitkiler vasıtasıyla veya baş melekler Xurdar ve Murdat vasıtasıyla peygamberlerin ebeveynlerine intikal etti. Tüm bu mucizevi üçlü, yani: ilahi şeref, koruyucu ruh ve Maddi Öz bir bütünlük oluşturdu ve Peygamberleri Şeytani güçlerden koruyarak dünyayı gelememesini sağladı.´5
Bu uzun aktarmaların üçlü inançlara örnek olmasından başka, şimdi sözünü edeceklerimiz olgular için de gerekiyordu. Yoksa okuru sıkmak gibi bir niyetimiz elbette ki yoktu. Bizim yaşadığımız ve gözlemlediğimiz bazı gerçeklere geçmeden Dersim de çok yaygın olarak kullanılan bir öz değişi buraya aktarmak istiyoruz. Dersimliler ´Uçan kuş dahi korunmak için varıp bir çalıya sığınır !´ derler. Bu özdeyişin kendisi yukarıya aldığımız alıntıda ki olayın özlü anlatımından başka bir şey değildir.
Buradan hemen Alevi Kızılbaş Dedelerinin elinde taşıdıkları Asanın, Pouruşasapa´ya malum olan iki melek tarafından Dughdova´ya iletilmesi amacıyla kutsanmış çalı Homa´nın asa şeklinde verilmesinden başka bir şey olmadığını düşünüyoruz.
Eskiden tanık olduğumuz bir olayda Kızılbaş Dedelerinin Şilan ( Kızılcık) çalılığından yaptıkları bir çember içinden çocukları geçirmeleridir. Böylece onları başlarına gelebilecek kötülüklerden hastalık ve kazalardan korumaya çalışılırdı. Mitolojik Homa çalılığının bu çalılık olup olmayacağı konusunda elimizde hiç bir veri yok ama bu benzerliklerin yinede şaşırtıcı olduğunu hemen söylemek gerekir.
Her Kızılbaş köyünde kutsal olan bir çalılığın olduğu bununda genelde Şilan olduğunu da biliyoruz. Kızılbaşlar bu çalılıklara işenmesini, pislik atılmasını iyi karşılamazlar. Rahatsız olan çocuklar için ip bağlayan Dedelerin çocukların rahatsızlıklarını çoğu zaman çalılığa işediğine yorduklarına tanık olduk.
Homa hala Dersim Kızılbaşları arasında bir tanrı olarak anlam farklılığı geçirmişte olsa yaşamakta. ´Kürtçe´nin Zazaki lehçesinde ´Allah´ yerine kullanılıyor. Halk hala ´Homa seni korusun´ (Homa twı pawu) ´Homa bilir´ ( Homa zono) ´Homa büyüktür´ (Homa pilo), ´Homa seni alsın´ (Homa twi bigyor) gibi´6 söylemlerle yaşatmaya devam ediyor.
Havayı temsil eden rüzgar tanrısı Vayu olarak adlandırılırdı ki bugün Zazaca aynı şekilliye hala mevcuttur. Tanrısallığı pek kalmamakla birlikte Kızılbaşlar arasında hala saygın bir yeri vardır. Harmanda samanla taneleri ayırmak içinde olsa onun gücüne gereksinim duyarlar. Ancak geçmişte ki gücü sanırız bununla sınırlı değildi.
Suların tanrısı Tistry. ´Batı ve Bilim dünyası bu yıldıza Sirius olarak tanır. O Grekler´in ´Köpek Yıldızı´, Mısırlılar´ın ´İsis´ın Ruhu´ dedikleri yıldızdır. Zaza Kürtleri ´Astaré Payızi´7 der ve çok saygı gösterirler´ Suların Alevi Kızılbaş inançlarında etkin bir önemi olduğunu söylemeye dahi gerek yok. Bunu zaten çalışmamızın içinde verdik. (5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece Hızır ila İlyasın buluşmasını anımsayın )
Bütün bu ve buna benzer bir çok benzerlik bize Kızılbaşların Zerdüşttan daha çok Zerdüşt öncesi bölgenin hakim inanışlarından etkilendiğini ve bu etkiyi bir şekilde bugünkü inançları içinde erittiklerini göstermekte.
---------------1 Zarathustra (Zerduş) Hayatı ve Mazdaizim, M. Sıraç Bilgin, sf. 28-29 2 Yaşar Kemal Binboğalar Efsanesi. Sf. 15-16 3 Antik Kürdistanda Dinsel Yapılanma Zerduşt ve Öğretisi, Dr.A Medyalı sf 30 (Sed Dar, 1xxxiii)4 Zarathustra (Zerduş) Hayatı ve Mazdaizim, M. Sıraç Bilgin, sf. 33 5 Zarathustra (Zerduş) Hayatı ve Mazdaizim, M. Sıraç Bilgin, sf. 46 6 Proto-Kürt Bir Peygamber Zerduşt, M. Sıraç Bilgin sf. 26 7 Proto-Kürt Bir Peygamber Zerduşt, M. Sıraç Bilgin sf. 26
1 opmerking:
Düzgin bava
Khureso Khur
Sultan Hidir
Bava Buyer
Dewres Cemal
Dewreso Gewr
Kalmemo Sir
Bava Munzur (Türkler "Munzur Baba" diyorlar.)
Benim Kutsal topraklarimda binlerce tanrim vardir.
Kemere Bimbareki
Gole Xiziri
Cime bava Munzuri
Khalo sipe ( cesme)
Qelxeru ( Türkler "Kirklar dagi" diyor)
bunun yaninda oniki kutsal dag benim tanrima ulasmanin yoludur.
Yahuduler ve Müslümanlar icin kudus ne kadar kutsal ise benim icin de Desim o kadar kutsaldir.
Ve Anadoluda yasayanlar dili ne olursa olsun hic biri müslüman degildir. Hepsi benim gibi " Itigate Harde dewresi u asmeno khêweyi ya da günümüzdeki adiyla itiqate Kizilbas
Een reactie posten