dinsdag 3 november 2009

soykirim

Türk devletinin 4 Mayıs 1937 Dersim saldırısı üzerinden 70 yıl geçti. Dünyanın başka bir halkı Dersimli Kürtler yerinde olsaydı, böylesi mega soykırımı dünya gündemine oturturdu. Peki biz neredeyiz? Bazı soysuz soykırım çocukları; mağduru suçlu gösterme çabasında, devleti temize çıkarma işinde çalışıyor. Asker bir kadına sarkıntılk yaptı, namus yüzünden asker öldürdü. İşte o nedenle savaş çıktı. Böylesi banal sebebe indirgenen ve aslında Türk tarafının fevkalade hazırlık yaptığı soykırımı düşünün. Dünyanın neresinde namus belası yüzünden öldürülen biri için 60-70 bin asker savaşa sürülüyor? İşte biz böyle dersek, soyumuzu kıran sistemi sevip başüstü edersek, düşmana ne gerek var? Aklı başında biri bunu yapar mı? Buna rağmen hayat durmuyor. Cahşlar, hainler, kendisini bilerek inkar edenler; dışardan devletin propagandası, içerden ihanetimiz uğraştıkları halde Kürdün ulusal bilincini karartamıyor. Halkımızın diri kesimi, onurlu ve bilinçli soruna yaklaşıyor. Bu nedenle geçen Pazar günü Dersimli Kürtler, 70 yıldır anılmayan bu vahşeti konuştular. 4 Mayıs anmasının ilk adımını attıp, katliam tarihi unutulmamalı, her sene tekrar edilmeli dediler. Katliamın asıl nedenleri analiz edilmeli ve uluslararası areneya taşınmalıdır. Türkiye devleti yaptığı katliamla yüzleşmeli, Kürdün kırılan onurunu geri vermelidir. TC, yaptığı tarihi barbarlık nedeniyle Kürtlerden özür dilemeli, türkleştirdiği coğrafi isimler tekrar Kürtçe ile değiştirilmeli, Seyid Rıza, Şeyh Said ve Saidi Kurdi’nin nereye gömüldüğünü açıklamalıdır. Dersim’i Yeniden İnşa Cemiyeti’nin Köln toplantısı bu konulara ağırlık verdi. 1937’de Dersim, 1988’de Halepçe. Biri Kemalistler, diğeri Baasçılar tarafından yapıldı. Birbirlerinden örnek alarak yaptılar. Şimdi Kürtlerde akıl olsa, Baas ve Kemalist faşist sistemlere karşı Çin Seddi gibi bir korunma duvarı örerler. Ama bakıyoruz ki, Güneydeki kazanılmış mücadele küçük ailevi çıkarlar için Türkiye’ye yamandırılıyor. Türkiye dost yapılıyor. İçli dışlı ticari ilişkiler, yeraltı servetleri TC’nin himayesine verilecek görünüyor. Aklı olan böyle yapar mı? Seyid Rıza, Şeyh Said’in gömüldükleri yer bilimiyor. Torunlarının dili, kimliği, kültürü yasak. Böyle ceberrut bir devletten Güney Kürtlerine hayır gelir mi? Newroz görüntüleri daha hafızamızda. Kolu kırılan çocuklar, tekmelenen, coplanan kadınları canlı yayında gördük. 1 Mayıs’ta “ayak takımı“ işçi, emekçi ve Kürde tanınan Türk işi demokrasi ortada. Sakarya’da Kürtlere linç girişimi, Torbalı’da DTP parti binasından duman yükselirken, Kürdün kurduğu her parti kapatılırken, Kürde eşit ve özgür haklar yerine, onursuzluğu dayatmışken, her gün Kürt halkına karşı savaşı derinleştirip kapsamlılaştırırken, kuzeyde Kürde yar olmayan bu devlet, güney Kürdüne mi yar olacak? Kendisini akıllı görüp, pragmatik politika yaptığını sanan burada büyük yanılır. Kuzeydeki Kürde İslam bayrağı altında savaş açan, Alevi Dersim’e Fethullahın Türk İslam sentezli okullarını sokan AKP ve Genelkurmay, allem kallem Güneyli Kürtlerden haklarını alınca, ah vah çeken de bulunmaz. Türk devleti Kürdün düşmanıdır. Tayyip, Arjantin’deki olası Kürt devletine bile savaş açacak kadar bilenmiş bir İslamo-faşisttir. Fethullah ise onun Türk islamcı hocasıdır. Bunlar halkımızı kandırıp yok etmek isterler. Bu nedenle, soykırım altındaki bu halkın sağduyusu: Kürdün Kürde yardımdan başka alternatifi olamaz, şeklinde olur. Güney Kürtleri; Kuzey Kürtlerine karşı TC ile ortaklığa girerlerse, yalnız sonlarını değil; on nesil halkımızı boyunduruk altına sokarlar. Güney Kürtlerinin dayanacakları tek destek Kuzey Kürtlerinin ulusal mücadelesidir. Bu hem lokal, hem de tüm coğrafyamız için geçerlidir. Nasıl Dersim soykırımı, Dersimlilerle otantik anlatılabiliniyorsa, Kırmanci; Kırmanci konuşanla geliştirilirse; Kürtlük de ancak bütün Kürtlerin birliğinden geçer. Çocuk kuyuya düştükten sonra, ah vah demek bir işe yaramaz. Kürtler birlik olmalılar. Politik farklılıkları bu birliğe engel değildir. DTP önderlikli Kuzey Kürdünün ulusal mücadelesi Kürdün kurtuluşu görülmeli ve DTP her Kürdün doğal partisi olmalıdır. İster Kırmanci (Zazaki), ister Kurmanci (Kırdaşi), ister YEKİTİ, KDP, ister başka parti veya grup olsun, hatta kişi bazında, demokrat ve modern her insan DTP’ye sırt vermelidir. Aklı başında olan bunu yapar.

Islam asimilesi

Devlet, Turkiye’de 38’den arta bıraktığı Kürt çocuklarını asimile etmek için alelacele katliamın kanlı kaleleri olan kışlaları yatılı okul, yani yatılı kışlaya çevirdi. Sonra yetim ve yoksul Kürt çocuklarını çevreden toplayıp bu kışlalara doldurdu. Artık her gün “Bir Türk dünyaya bedeldir!” “Ne mutlu Türküm diyene!” ve “Türküm” yeminleri yaptırarak genosidin (soykırım) paralelinde etnosid (etnik bitirme) uygulayarak halkımızı bitireceklerini sandılar. Ama halk direndi.Kadim Kürt halkını anadilinden, kültüründen, kimliğinden etmek, onu bitirmeye yönelik açılan kurumlardı bunlar. Türk solunun çok övgü dizdiği Köy Enstitüleri, daha çok Kürdistan’da açıldılar. Bu, bir çeşit askeri kışla olan asimilasyon kurumlarından geçirilen on binlerce Kürt insanı köklerine yabancılaştırıldı. Kemalizmi savunan bu okullar; ırkçı, tekçi, Kürdü inkara dayanan eğitim vererek, Türk faşizmi denebilecek bugünkü sistemi hazırlayıp geliştirdi.Paralel olarak Türk devleti Turkiye’e sulukule ekipleriyle, rakı şarap, bira ve kağıt oyunlarıyla girdi. Askeri, jandarması, polisi yetmemiş olacak ki, düşkün Tuncelilerden ispiyoncular çıkardı. Kendisine çıkarla bağladığı bazı şerefsiz satılık Tunceliler üzerinden Turkiyelilerin Türk oldukları savı ortaya atıldı. “Öz be öz Tırk bizik. Horasan’dan gelmeyik.” propagandası yapıldı. Bunlar; Turkiye’i katletme emrini veren ve Aleviliği yasaklayan Kemal Atatürk’ü kurtarıcı görüp ona Alevi dediler. Rakı içenler yumruğuyla ağzını sildikten sonra, Atatürk’ün peygamberliği ile ve Türk olmakla övündüler.Ama halkımızın namuslu kesimi direncini sürdürüp diline kimliğine sahip çıkınca, bu kez de yerden biten mantar benzeri Türk solu siyasetleri Turkiye’e musallat edildi. Aslında kışla okullarının beceremediklerini bu sahte ahlaksız sol yaptı. Halkımızı dilinden kültüründen etmek için en etkin bunlar çalıştılar. Bugün bunların yıkımı sürmektedir. İyice marjinalleşen bu sol siyasetler, şimdi de Turkiye Kürt değil Zaza’dır, Zaza ulusudur, demeye başladılar. Hatta Kürtleri baş düşman görüyor, Kürde “Khur” diye hakaret ediyor, devleti de sütten çıkan ak kaşık gibi masum göstermeye çalışıyorlar.Devlet, buna rağmen başarılı olamadı. Her tarafta puşt zulası olsa da halkın iyi unsurları, ya Mazlum Doğan benzeri protestolarda bulundu, ya da daha çok çalışmak zorunda kaldılar. Ama “teklik” bataklığından çıkan 1980 Faşist askeri darbesi bu kez de her köye bir cami yaptırdı. Bu yolla tekliği sağlayacağını sandılar. Ne var ki, Turkiyeliler bunlara eşeklerini bağlayıp, camileri ahır yapınca, bu kez daha çok asimilasyon kurumları açıtılar. Türklük tüm beyinlere girmeli, kışla kültürsüzlüğü herkesi sarmalı, düşündüler. Böylece, sefer yapılır, ama zafer kazanılmaz, dedikleri Turkiye’e enine boyuna girdiler. Hem de halkımızı düşürüp kendilerine benzeterek girdiler. Her tarafta puştluk bayrağı açılırken, Turkiyelilerin geleneksel ahlakı ayaklar altına alındı. Çocuklar, bu kışlalarda verilen terbiye gereği, artık gücü yeten öbürüne cinsel saldırıda bulunmaya başladı. Kaymakam, Başbakan’ı kabadayılığıyla çocukları tokatladı.Özellikle devletin bu yatılı okulları; bunlar okul değil, katliam kışlalarıdır. Bir insan gittiği okulda anasının diline tükürüyorsa, soyuna düşman çıkıyorsa, olsa olsa bunlara yeniçeri ocakları denir. Bu ocaklarda halkımız düşürülürken, çocuk ve gençlerde ahlak aramak ve Turkiyelinin insani, ahlaki, ziyaretlerinin temizliği doğal olarak beklenemez. Yapılması gereken, toptan bu katliam kışlalarına karşı çıkılmalı, yatılı denen ahlaksız kurumlarından çocukları alınmalı, ya da bunların kapanması için sivil kurumlar kampanya açmalılar. Bunlar okul olamaz, okul evrensel ahlak verir. Burada ise; hergün soyundan uzaklaştırılan, anasının diline yabancılaştırılan, insanlıkla bağdaşmayan ahlaksızlığını çocuklara öğretiyorlar.

Volgers