M. Kemal İslamın 5 şartını tanımadı. Kurduğu devlet nasıl %99 müslüman olabilir?
M Kemale'e göre: İslam bir eşit virus, kötü bir bakteridir. "Türkiye nin resmi dini islam dır" ibaresi 1928 de kaldırılmıştır. Ölülerden yardım istemek, medenî bir toplum için ayıptır. Mevcut tarikatların gayesi kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevî ve manevî olan hayatta saadete eriştirmekten başka ne olabilir? Bugün ilmin, fennin, bütün genişliğiyle medeniyetin alevi karşısında filân veya falan şeyhin yol göstermesiyle maddî ve manevî mutluluk arayacak kadar ilkel insanların Türkiye topluluğunda varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır. İslam mikrobu hala damarlarımızda, kanımızdan ata ata temizleyemiyoruz. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, S. 215) Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar ilmin çağdaş medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Din telâkkisi vicdanî olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca muvaffakiyet etkeni görür. 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 56) Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz. İşte ATATÜRK, halifeliği kaldırarak insanlari vahset sistemi olan bu büyük yükten kurtarmıştır. ATATÜRK diyorki: "Muhammet te Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı. Buna Hicret denildi." "Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir." türkiyede laikliğin ortaya çıkışı hilafet'in kaldırılmasıyla ortaya çıkar. yani egemenliğin halifeden alınıp halka verilmesidir Islam bayragi: Bu bayrak, asırlardan beri, cahil ve bağnazları, hurafelere inananları aldatarak hususî maksatlar teminine kalkışmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi? Türk milleti, asırlardan beri nihayetsiz felâketlere, içinden çıkabilmek için büyük fedakârlıklar gerektiren pis bataklıklara hep bu bayrak gösterilerek yöneltilmemiş miydi? Islam zehirinden menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir. 1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s. 116)
donderdag 29 oktober 2009
memo
Aleviligin ibadet tarzi Hangi islami ibadet tarzina uyuyor?
Posted by Memo on 28/10/2009, 12:05:43
Sayin elestirmen arkadas, Ismail Besikci´nin ´Kürtler, Aleviler ve raporlar´ baslikli yazisinin icerigine katilirsiniz-katilmazsiniz her okuyucunun takdirine kalmis.Eger tutarli bir elestiri yapilacaksa karsi gorusleriniz objektif ve somut gerceklikler uzerinde onlari carpitmadan bilimsel veriler uzerine oturtulmalidir. Hepimizin bildigi islamin 5 temel sarti var: 1- Kelime-i sahaddet getirmek, 2- Namaz kilmak, 3- Oruc tutmak, 4- Hacca gitmek ve 5- Zekat vermek. Bu kurallar islam dinini belkemigini olusturan temel kuralllardir. Bir Alevi olarak size soruyorum: Biz Aleviler olarak yukardaki islami sartlarin hangisini yerine getiriyoruz? Namaz mi kiliyoruz, ramazan ayinda 30 gun oruc mu tutuyoruz ,hacca mi gidiyoruz inanc geregi zekat mi veriyoruz yada kelime i sahadett mi getirdik? Bunlarin hicbirini alevi dedelerden duymadik. Bizim Cem yapma ayinimiz Islam ibadetinde neresine yerlestiriyorsun? Cenazelerimizi gomerken ´Hakka yurudu´ deriz islamda oluye hakka yurudu diye bir ifade varmi? Bizim allahimiz bizim dilde Xude yada Xade dir. Turkce anlamiyla Kendinden veren yada doguran anlamina gelir. Burada ki allaha yuklenen anlam ile islamdaki allah terimiyle uyusuyor mu? Alevi inancinin geldigi koken ta Zerdustluk inancindan gelip bircok inanclarla harmanlanip ve islam motifleriyle bicimlenmesiyle bugunku seklini alan bir inanc sistemidir.Zerdustluk ten gelen bircok yanlarinin hala gunumuzde varligini devam etmektedir. Ornegin Aleviler de ates ve ocak kutsaldir.Ocak sondurulmez devamli kor halinde kul kalirdi. Atesin uzerine su dokulmezdi.Kullerin atildigi yere tuvalet yapilmaz cok gunah sayilirdi.Butun bunlari cocuklugumda bizzat yasadigim olaylardi.Bunlarin hangisi islam dininde yeraliyor? Bizim islamla baglantimiz Ali ve Ehli Beyt sevgisidir.Pratikte islami inancinin emrettigi ibadetlerini hicbirini yerine getirmiyoruz. Alevilerin islamda once Zerdustluk inancinin Avesta denilen kutsal kitabi vardi. Butun bunlardan bihaber de olabilirsiniz, ayip degil ama gercegi ogrenmek icin onyargilardan arinip gercekleri ortaya cikarmak icin ugrasmalisiniz. Simdi size soruyorum ALEVILER INANC VE IBADET SEKILLERIYLE ISLAMIN NERESINDE YER ALIYOR?
Bu saydığım şartlardan hiç birini Aleviler yerine getirmemektedir. Çünkü Aleviler farklıdır, farklı inançları vardır. mesela sormak gerekır: Yahudi olmanın 3 ana şartı var ve biri kalkıp şunu diyorsa, ¨¨ben bu şatların hiç birini tanımıyorum~~ derse o insanın yahudi olması mümkün olabilir mi? Aleviliğin Müslümanlık olduğunu söylemekten ziyade, Müslümanlaşmış Alevi kesimlerin varlığından bahsetmek gerekir. Bir Budisti alalım, eğer o Budizmin her şartına karşı ise ona budist denilmiyor. Peki Aleviler bunu yapınca neden bu kuralın dışında tutuluyorlar. Alevi 5 temel şartı olan bir sistemşn hiç birini kabullenmiyor. Müslümanlık bin yıldır Aleviliği cüceleştirdi. Alevilik tanınmaz hale geldi. İnanmadığı halde kişinin Müslüman görünmesi ise İslam'a faydadan çok zarar getirdi. Aleviliğin İslamın içine sokulmasıyla Aleviliğin kalıpları kendisini bile koruyamayan küçük bir kalıp niteliğine büründü. Eğer Alevilik kendi ölçüleri içinde yaşam şansı bulsaydı bugün Türkiye toplumu çok daha zengin özellikler taşıyor olacaktı.
Posted by Memo on 28/10/2009, 12:05:43
Sayin elestirmen arkadas, Ismail Besikci´nin ´Kürtler, Aleviler ve raporlar´ baslikli yazisinin icerigine katilirsiniz-katilmazsiniz her okuyucunun takdirine kalmis.Eger tutarli bir elestiri yapilacaksa karsi gorusleriniz objektif ve somut gerceklikler uzerinde onlari carpitmadan bilimsel veriler uzerine oturtulmalidir. Hepimizin bildigi islamin 5 temel sarti var: 1- Kelime-i sahaddet getirmek, 2- Namaz kilmak, 3- Oruc tutmak, 4- Hacca gitmek ve 5- Zekat vermek. Bu kurallar islam dinini belkemigini olusturan temel kuralllardir. Bir Alevi olarak size soruyorum: Biz Aleviler olarak yukardaki islami sartlarin hangisini yerine getiriyoruz? Namaz mi kiliyoruz, ramazan ayinda 30 gun oruc mu tutuyoruz ,hacca mi gidiyoruz inanc geregi zekat mi veriyoruz yada kelime i sahadett mi getirdik? Bunlarin hicbirini alevi dedelerden duymadik. Bizim Cem yapma ayinimiz Islam ibadetinde neresine yerlestiriyorsun? Cenazelerimizi gomerken ´Hakka yurudu´ deriz islamda oluye hakka yurudu diye bir ifade varmi? Bizim allahimiz bizim dilde Xude yada Xade dir. Turkce anlamiyla Kendinden veren yada doguran anlamina gelir. Burada ki allaha yuklenen anlam ile islamdaki allah terimiyle uyusuyor mu? Alevi inancinin geldigi koken ta Zerdustluk inancindan gelip bircok inanclarla harmanlanip ve islam motifleriyle bicimlenmesiyle bugunku seklini alan bir inanc sistemidir.Zerdustluk ten gelen bircok yanlarinin hala gunumuzde varligini devam etmektedir. Ornegin Aleviler de ates ve ocak kutsaldir.Ocak sondurulmez devamli kor halinde kul kalirdi. Atesin uzerine su dokulmezdi.Kullerin atildigi yere tuvalet yapilmaz cok gunah sayilirdi.Butun bunlari cocuklugumda bizzat yasadigim olaylardi.Bunlarin hangisi islam dininde yeraliyor? Bizim islamla baglantimiz Ali ve Ehli Beyt sevgisidir.Pratikte islami inancinin emrettigi ibadetlerini hicbirini yerine getirmiyoruz. Alevilerin islamda once Zerdustluk inancinin Avesta denilen kutsal kitabi vardi. Butun bunlardan bihaber de olabilirsiniz, ayip degil ama gercegi ogrenmek icin onyargilardan arinip gercekleri ortaya cikarmak icin ugrasmalisiniz. Simdi size soruyorum ALEVILER INANC VE IBADET SEKILLERIYLE ISLAMIN NERESINDE YER ALIYOR?
Bu saydığım şartlardan hiç birini Aleviler yerine getirmemektedir. Çünkü Aleviler farklıdır, farklı inançları vardır. mesela sormak gerekır: Yahudi olmanın 3 ana şartı var ve biri kalkıp şunu diyorsa, ¨¨ben bu şatların hiç birini tanımıyorum~~ derse o insanın yahudi olması mümkün olabilir mi? Aleviliğin Müslümanlık olduğunu söylemekten ziyade, Müslümanlaşmış Alevi kesimlerin varlığından bahsetmek gerekir. Bir Budisti alalım, eğer o Budizmin her şartına karşı ise ona budist denilmiyor. Peki Aleviler bunu yapınca neden bu kuralın dışında tutuluyorlar. Alevi 5 temel şartı olan bir sistemşn hiç birini kabullenmiyor. Müslümanlık bin yıldır Aleviliği cüceleştirdi. Alevilik tanınmaz hale geldi. İnanmadığı halde kişinin Müslüman görünmesi ise İslam'a faydadan çok zarar getirdi. Aleviliğin İslamın içine sokulmasıyla Aleviliğin kalıpları kendisini bile koruyamayan küçük bir kalıp niteliğine büründü. Eğer Alevilik kendi ölçüleri içinde yaşam şansı bulsaydı bugün Türkiye toplumu çok daha zengin özellikler taşıyor olacaktı.
Murat bakir
Türkiye'de İslamcı iktidar ve diğer İslamcı akımlar ABD ve Avrupa Birliğinden tam destek almaktadırlar. AKP hükümetinin de, Fethullah Gülen'in de en yakın dostu ABD'dir. Amaç Türkiye'de -saldırgan olmayan- ılımlı bir İslam yaratmaktır. Türkiye'de din fazla yükselirse halk çok fakirleşir, ayrıca salgırganlaşır. Türkiye'den ne işgücü ne de pazar olarak faydalanılamaz. Türkiye'de İslam çok gerilerse bu kez bilim ilerler ve Türkiye kendi ayakları üzerinde durur. Fethullah Gülen'in Amerika destekli diğer bir görevi de diğer ülkelerde de okullar açmak ve dini eğitimi yaygınlaştırmaktır.Dünya'da konumu ilginç diğer bir ülkede İran'dır. Bu ülke Rusya ve Çin ile resmi savunma anlaşması imzalamış ve bu çerçevede teknolojik yardım almıştır. Iran'da nükleer enerji ve silah çalışmalarını yürüten Rusya ve Çin'dir.Malezya'da ilginç bir ülkedir. Ülkenin %26'sı Çinlidir. %8'i Hint kökenlidir ve bu iki grup ticareti ellerinde tutarlar. Ülkenin ürettiği Proton marka otomobil Japon teknolojisidir, zaten "Japon teknolosi" sloganı ile pazarlanır. Endonezya ise bölünmelerin eşiğinde bir ülkedir. Doğal kaynakları açısından zengin Timor bölgesi İngiliz-Avustralya desteği ile ülkeden kopartılmıştır. Aşırı İslamcı Banda Aceh (Açe) bölgesinde de ayrılıkcı hareketle çok güçlüdür, bölgede Amerikan üssü vardır (İncirlik gibi). Tsunamiden sonra ayrılıkcı hareket biraz durulmuş ama Amerikan destekli İslamcılar hala ayrılık peşindedirler. Ülkenin diğer ucundaki Irian Jaya Dünya'nın en zengin altın madenini bulundurur. İşletmesi Amerika'nın elindedir, Amerika'nın madenden payı %91.4'tür. Amerika'nın madeni işletmek için resmi sözleşmesi vardır. Sözleşme 2 yıl önce 50 yıllığına yenilenmiştir. Amerika, Irian Jaya'daki ayrılıkçıları destekleyerek Endonezya hükümetinin elini kolunu bağlamıştır. Yani; ?eğer madeni bize vermezsen Timor gibi burayı da kopartırız?. Bu iki ülkede ticaret yerel halkın elinde değildir. Yerli halk fakirdir. Zenginler Çinliler, Hintliler ve tabi Amerikan ve Avrupalılardır. Bu ülkelerde Amerika İslami cemaatlere destek verir.Türkiye'de ve diğer İslam ülkelerinde fakir halkın tek sığındığı şey İslamdır. Çareyi sadece İslam'da ararlar. Kendilerini mazlum görürler ve sebebini İslam düşmanı Batı dünyasının şerri olarak görürler; İslam'a daha da şevkle sarılırlar. Ezanların sesi daha da yükselir. Batı'nın hedefini İslam sanarlar. Ülkelerinde ki kötü durumun şeriat gelirse düzeleceğini sanarlar. Amerika tüm İslam ülkelerinde İslam'ı açıktan destekler. Ama ayarı tam tutturmak için nalına da mıhına da vurmayı ihmal etmez.Amerika aynı oyunu kendi ülkesinde de oynar. Evangelistleri destekler görünür ama yahudi lobisi ile danseder. Amerika kendi halkını aptallaştırmak için de hristiyanlığı kullanır. Aklı başında Amerikalılar buna karşı çıkarlar ama Amerika'da din yükselmektedir.Amerikan kökenli Discovery Institute'un Türkiye ayağı, Türkiye üzerinden tüm dünyaya din propagandası yapar. Burada amaç belli bir din değildir. Hangi din olursa olsun, yeter ki insanlar fazla düşünmesindir. Bu iş için milyonlarca dolar para harcanır ve bu para sömürgeciler için sürünün uyanmaması için yapılan küçük bir yatırımdır. Sömürgecilerden tam destek alan Harun Yahya, tıpkı Fethullah Gülen gibi tüm dünyaya bilim dışı mesajı yaymakla görevlidir. Lüks baskılı oldukça pahalıya malolan kitapları ve CD'leri dünyanın pek çok ülkesine bedavaya dağıtılır, kitapcılarda çok düşük ücretlerle satılır. Yüzlerce websitesi açılır. Bu derece bir harcama etrafındaki zengin çocuklarının desteği ile kira gelirleri ile yapılabilecek bir harcama değildir. Harun Yahya sömürgecilerden maddi destek almaktadır.
Islam ve Ramazani terkedin
Ramazanda baskı ve şiddet artarMüslümanlar kendilerine yaptıkları işkenceyi başkaları da kendilerine yapsın isterler. Oruç tutmayanları öldürebilirler.Ramazanda dini mastürbasyonun dozu artar, her taraf ilahi, ezan, kuran, hoca, hacı vs. dolar. Şerefsiz basın ve televizyonlar ramazanda müslümanların mastürbasyon yapmasına yardım ederler. Ramazan İslam şövenizminin doruk yaptığı aydır.Ramazanda gece uyku uyutmazlarGece yarısı davul çalmak gibi manyakça bir iş ancak müslümanların marifeti olabilir. Hiçbir bahanesi olamaz, ramazan bir ilkelliktir, herkese rahatsızlık verir.Ramazanda iş verimi düşerAçlıktan beyni çalışmayan yarı uyku halindeki müslümanların işte ve okulda verimleri düşer. Zaten bir halta yaramazlar, ramazanda iyice sıfıra vururlar.Ramazanda duygu sömürüsü zirve yaparYardım kampanyası ayağına, camiye kuran kursuna yardım ayağına para toplama işler artar. Paraların nereye gittiği belli değildir. Televizyonlarda sefil halde zavallı insanları gösterip para toplarlar. İslami holdinglerle ip atlarlar.
dinsdag 20 oktober 2009
Vahabiliğe hayir.
Vahabi anlayışının dini temele dayanan siyasete de temel oluşturduğu ve sanata ve felsefeye karşı düşmanlığa varan karşı duruşun da Vahabiliğin dünyayı siyah-beyaz gören anlayışının sonucu olduğunu bilmeliyiz..
Cumhuriyet'e yaptığı mikro faşizm tanımıyla kamuoyunun dikkatini çeken Doç. Dr. Şahin Filiz ile, Vahabilik ve Türkiye'deki yansımalarını konuştuk...- Vahabiliğin kökenleri hakkında bilgi verir misiniz?- Vahabilik bireysel planda inançlı inançsız ayrımı yapan, bu ayrımı keskinleştiren 19. yüzyıldada Osmanlılara karşı çıkan, tamamen mikromilliyetçi bir Bedevi harekettir. Mısır'daki Müslüman Kardeşler hareketiyle ortaya çıkan hareket de, bu ayrımı toplamsal düzeyde yapmaktadır.- Bu hareketin Türkiye'deki yansımaları neler?- Bu iki anlayışın birleşmesiyle oluşan kombinasyon Türkiye'de siyasetin alternatif bir din haline gelmesini sağlamıştır.KABİLECİ VE ARAPLAŞMIŞ DİNDARLIK TARZIDinci kuruluşlar, partiler, cemaatler, bu kombinezonun en iyi örnekleridir. Vahabilik, Türkiye'de kabileci ve Araplaşmış bir dindarlık tarzını perçinlemiştir. Vicdan ve ahlak zenginliği olan dini biçimselleştirmiştir ve şekil, simge paganizmine boğmuştur. İslam medeniyetinin ahlak, sanat ve estetiğini öldürmüştür. Atatürk ilke ve devrimleri ile Türk ulusunun laiklik ve demokrasi anlayışı sayesinde, Vahabilik Ortadoğu ve Kafkaslar'da yaptığını Türkiye'de henüz gerçekleştirememiştir.- Bu yansımalardan örnekler verebilir misiniz?- Örneğin bölücü teröre karşı çok büyük bir mücadele var. Ancak askere gönderme törenlerinde geçmişte yaşanan heyecan gittikçe sönmekte, buna karşın hacca gidenler için daha coşkulu, kalabalık uğurlamalar yapılmaktadır. Şekillere tapan bir toplumsal yapının ortaya çıkmasında bu iyi bir örnektir. Bizim şehit verdiğimiz günlerde bile şekilci dincilik daha fazla öne çıkmakta, bu yönde gösteriler, yürüyüşler yapılmaktadır. Ramazan ayında her yerin kapalı olması bir başka örnektir. Hz. Muhammed döneminde bile rastlanmayan bir uygulama, büyükşehirlerde bile hızla yaygınlaşmaktadır.
Cumhuriyet'e yaptığı mikro faşizm tanımıyla kamuoyunun dikkatini çeken Doç. Dr. Şahin Filiz ile, Vahabilik ve Türkiye'deki yansımalarını konuştuk...- Vahabiliğin kökenleri hakkında bilgi verir misiniz?- Vahabilik bireysel planda inançlı inançsız ayrımı yapan, bu ayrımı keskinleştiren 19. yüzyıldada Osmanlılara karşı çıkan, tamamen mikromilliyetçi bir Bedevi harekettir. Mısır'daki Müslüman Kardeşler hareketiyle ortaya çıkan hareket de, bu ayrımı toplamsal düzeyde yapmaktadır.- Bu hareketin Türkiye'deki yansımaları neler?- Bu iki anlayışın birleşmesiyle oluşan kombinasyon Türkiye'de siyasetin alternatif bir din haline gelmesini sağlamıştır.KABİLECİ VE ARAPLAŞMIŞ DİNDARLIK TARZIDinci kuruluşlar, partiler, cemaatler, bu kombinezonun en iyi örnekleridir. Vahabilik, Türkiye'de kabileci ve Araplaşmış bir dindarlık tarzını perçinlemiştir. Vicdan ve ahlak zenginliği olan dini biçimselleştirmiştir ve şekil, simge paganizmine boğmuştur. İslam medeniyetinin ahlak, sanat ve estetiğini öldürmüştür. Atatürk ilke ve devrimleri ile Türk ulusunun laiklik ve demokrasi anlayışı sayesinde, Vahabilik Ortadoğu ve Kafkaslar'da yaptığını Türkiye'de henüz gerçekleştirememiştir.- Bu yansımalardan örnekler verebilir misiniz?- Örneğin bölücü teröre karşı çok büyük bir mücadele var. Ancak askere gönderme törenlerinde geçmişte yaşanan heyecan gittikçe sönmekte, buna karşın hacca gidenler için daha coşkulu, kalabalık uğurlamalar yapılmaktadır. Şekillere tapan bir toplumsal yapının ortaya çıkmasında bu iyi bir örnektir. Bizim şehit verdiğimiz günlerde bile şekilci dincilik daha fazla öne çıkmakta, bu yönde gösteriler, yürüyüşler yapılmaktadır. Ramazan ayında her yerin kapalı olması bir başka örnektir. Hz. Muhammed döneminde bile rastlanmayan bir uygulama, büyükşehirlerde bile hızla yaygınlaşmaktadır.
Azman
Herkes bilsin ki; Ben bir Müslümandım!
Ama simdi degil...
Örnek alabileceğim Müslüman bir ülke yoktu!
Muslumanlar benim dusmanlarim olus...Ülkemde ki ÇAKMA İSLAM komedisi beni İslamiyetten soğuttu. Bana göre DİN; Para kazanmak için birilerine inanmış gibi görünmek gereken, İşini kaybetmemek için, bıyığının şeklini belirleyen, Dünyayı yok etmek için Nükleer silah üreten, Bütün kötülüklerin başıdır. Din ile başlayan hiçbir anlatım, Din ile savunulan hiçbir tez, gerçeği anlatamaz. Dünyanın geleceği DİNİ hayatımızdan çıkararak kurtarılabilir. Tüm savaşlar, DİN olgusu yok edilmeden bitmeyecektir. Fikir tartışması ise amacınız, Din üzerinden bir yere varamazsınız… Çünkü DİN; Mevcut ERK’in dayatmalarına göre şekillenen, Mevcut ERK’i destekleyerek para kazanan, Demokrasi ve İnsan haklarını dışlayan, İnsanın imkan ve kabiliyetlerini yok sayan bir olgudur
Ama simdi degil...
Örnek alabileceğim Müslüman bir ülke yoktu!
Muslumanlar benim dusmanlarim olus...Ülkemde ki ÇAKMA İSLAM komedisi beni İslamiyetten soğuttu. Bana göre DİN; Para kazanmak için birilerine inanmış gibi görünmek gereken, İşini kaybetmemek için, bıyığının şeklini belirleyen, Dünyayı yok etmek için Nükleer silah üreten, Bütün kötülüklerin başıdır. Din ile başlayan hiçbir anlatım, Din ile savunulan hiçbir tez, gerçeği anlatamaz. Dünyanın geleceği DİNİ hayatımızdan çıkararak kurtarılabilir. Tüm savaşlar, DİN olgusu yok edilmeden bitmeyecektir. Fikir tartışması ise amacınız, Din üzerinden bir yere varamazsınız… Çünkü DİN; Mevcut ERK’in dayatmalarına göre şekillenen, Mevcut ERK’i destekleyerek para kazanan, Demokrasi ve İnsan haklarını dışlayan, İnsanın imkan ve kabiliyetlerini yok sayan bir olgudur
donderdag 1 oktober 2009
RAMAZAN AYI, DEMOKRATLIĞIN TURNUSOL KÂĞIDIDIR= Burhan AKGÜN
RAMAZAN AYI, DEMOKRATLIĞIN TURNUSOL KÂĞIDIDIR
Bilindiği gibi turnusol belirli likenlerden elde edilen bir boyadır. Bu boya filtre kâğıdına emdirilerek maddelerin asit düzeyini ölçmek için kullanılır. Asidik ve bazik ortamlarda renk değiştirir.
Mecazi anlamda ise farklı gösterilen gerçek ve niyetlerin gerçek durumunu göstermek anlamında dilimize girmiştir.
Yine bilindiği gibi Ramazan ayı Arap aylarından biri olup Müslümanlarca kutsal kabul edilerek o ay içinde oruç tutulmakta, ay sonunda da bayram yapılmaktadır.
Bu durum bir inanç sorundur ve sadece saygı duymayı gerektirmektedir. Tıpkı diğer inançların saygıyı hak etmesi gibi....
Ancak Türkiye'de Ramazan, Sünni hegemonyanın güçlendirilmesi aracı olarak kullanılmaktadır.
Öncelikle Türkiye'nin üstüne yapıştırılmış gibi duran “Türkiye'nin % 99'u Müslüman'dır” tezi üzerine inşaa edilen bir Ramazan etkinlikleri dizisi bu ülkede yaşayan herkesi bu kategoriye dahil etmektedir ki, gerek laiklik, gerekse insan hakları açısından birçok şeyin ayaklar altına alınması bu teze dayanılarak ya meşru kılınmakta, ya da görmezlikten gelinmektedir.
Türkiye'de var olan dini kültürler içinde çoğunluğun Sünni olduğu aşikardır. Daha bin yıl önce Alevi çoğunluğa sahip bu ülkede bin yıl sonra bu görüntüyü değiştiren şüphesiz ki insanların kendi özgür iradeleriyle inançlarını değiştirmedikleridir. Bugün herkes bilmektedir ki, devlet bin yıldır tam bir kararlılıkla Osmanlı'dan aldığı devamlılıkla ülkenin inanç coğrafyasını değiştirmekte bizzat taraf olmuştur ve hala olmakta devam etmektedir. Belki de Osmanlı'dan alınan en önemli devamlılık unsuru da bu durumdur.
Özellikle Ramazan ayı, laik(!) devletin pervasızca laik(!) kimliğini bir tarafa attığı aydır ve bu durum AKP iktidarıyla başlayan bir olgu değildir. Tersine laikliğin savunucusu birçok iktidar ve laik siyasal partilerce başlatılan ve sürdürülen bir gelenektir.
Bu konuda gerçekten Ramazan demokrasi ve insan hakları açısından, hatta inanç uygulamaları açısından bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir.
Türkiye'nin demokratları ve insan hakları savunucularının bu durumu artık bir laiklik ve insan hakları sorunu olarak kamuoyunda tartışmaya açmaları gerekmektedir:
Ramazan, bir devlet uygulaması mıdır ki, devlet, genelkurmay da dahil olmak üzere taraf olabilmekte bir Sünni ritüel olan iftar yemeği verebilmektedir?
Laik tavrını sürekli dillendiren Genelkurmay Başkanı bir kamu kişiliğinin başkanıdır ve ülkede yaptığı her adımı dikkatle izlenen bir kişi olarak laik devletin laik genelkurmay başkanı olacaksa kamuoyuna vereceği mesajları dikkatle seçmelidir. İftar yemeği vermekle, camiye gidip namaz kılmak arasında ne fark vardır ki, özünde her ikisi de dini ritüeldir, dini uygulamalardır ve devlet katında yeri olmamalıdır.
Kendisi kişisel olarak bir iftar yemeği verebilir ama bunu kendi hesabından yapar ve kamuoyundan da gizler. Çünkü inancını kamuoyu önünde yaşarsa taraf olur. Tıpkı diğer devlet erkânı gibi…
Burada cumhurbaşkanından, başbakanına, bakanlarına, vali ve kaymakamlarına, bürokratlarına kadar Ramazan orucunu bir devlet uygulaması gibi gösteren iftar yemeklerinden ve diğer uygulamalarından söz etmeye gerek var mı? O kadar göz önünde ki….
AKP iktidarını laik olmamakla suçlayan ve laik olmak zorunda olan siyasal partilerimize ne demeli? Başta CHP olmak üzere...
Bugün devlet katında uygulanan laiklik dışı uygulamaların bir aracı da yerel iktidarlar ve o iktidarı elinde bulunduran siyasal partilerdir. Laikliğin savunucusu CHP'yi de laiklikle ilgili görevlerini hatırlamaya çağırıyorum. CHP'li belediyeler tarafından açılan iftar çadırları veya verilen iftar yemekleri bir sosyal yardım uygulaması değil, tamamen Sünni iftar geleneğinin kendisidir ve Sünni hegemonyaya hizmet etmektedir. CHP, kurucusu Atatürk'ün laiklik ilkelerine sahip çıkmalı ve sünni devlet uygulamalarına karşı çıkmalıdır. Türkiye'de dini hassasiyetler gerçekten “hassas” ise CHP bir an önce yapılan uygulamaların niteliğinin sosyal değil, dini niteliği olduğunu görmelidir.
Laiklik çağrısı yapan siyasal partilerin bizzat kendileri de laik olmak zorunda değil midir?
Hem anti laik uygulamalardan şikâyet edeceksiniz, hem de iftar yemeği vererek taraf olacaksınız.
Devlet kurumları, kurum temsilcileri, belediyeler, siyasi partiler hiçbir inancın temsilcisi gibi davranmamalıdır. Ne iftar versinler, ne aşure. Bunlar dini ritüellerdir ve her inanç kendi içinde yaşamalıdır bunu. Çünkü dini inanç ve ritüellere verilen her destek kamuoyunu o inanca yönlendirmede gizli bir moral aktivite olmaktadır. Yani özendirmektedir. Bu anlamda hiçbir din ve inanca ait ritüel, sosyal yardım adı altında kullanılmamalı ve taraf olunmamalıdır.
Laiklik, dini inançlar konusunda taraf olmamak değil midir?
Bu ülkenin her yerinde gecenin bir saatinde oruç tutan insanları uyandırmak için çalınan davullar, sadece oruç tutanları uyandırmamaktadır. Aynı zamanda oruç tutmayan, ertesi gün işe gitmek zorunda olup da uyuyup dinlenmek zorunda olan çalışanları, derin uykusundaki bebeleri korkuyla uyandırmaktadır. Rızası olmadan uyanan milyonlarca insanın doğal insani hakları çiğnenmekte, çocukların psikolojisi zarar görmektedir.
Cami minarelerinden duyulan ezan, herkes için değilse neden izin verilmektedir? Neden kamusallaştırılmaktadır?
Bu ülkede herkes namaza mı gitmektedir, bu ülkede herkes oruç mu tutmaktadır ki davul çalınarak, ezan dinleterek herke uyandırılmaktadır? Tersine büyük bir çoğunluk bunu yapmadığı için yapmaya özendirilmektedir.
Böyle bir uygulama doğruysa, bu durumda Cemevleri, Sinagog ya da Kiliseler neden günün belli saatlerinde hoparlörle yayın yapmasın? Özellikle çok büyük bir kitleye seslenen Cemevleri böyle bir şeyi yapabilir mi? Buna izin verilir mi?
Gerçekten de son yıllarda inanılmaz bir mahalle baskısı oluşmuştur ki, mağdur olan birçok kişi rahatsızlığını dile getirememektedir. Bu mahalle baskısının nedeni Sünni hegemonyanın güçlendirilmesi olmasın?
Günümüzde birçok modern yöntem, insanları uyarma ve haber verme konusunda zaten vardır. O halde neden eski geleneksel yöntemlerle insan hakları her gün çiğnenmeye devam etmektedir? Neden insan hakları kuruluşları yaşanan travmayı görememektedir.
Yoksa Sünni hegemonyayı sürdürmek için bir araç mı bu uygulamalar?
Bu ülkede medya, gazeteler ve televizyonlar, özeli ve resmisi ile bu iş için kullanılmaktadır.
Özel de olsa medyanın Sünni hegemonyanın aracı olması doğru mudur? Özel gazete ve televizyonlar, kar esaslı girişimler de olsa kamusal hizmet anlamında bir işlevleri de vardır. Bu işlevin sorumluluğunu duymalı ve inançlarla ilişkilerini tarafsız kurmalıdırlar. Ramazan ayında yaptıkları işin bir inanç sömürüsü olduğu kadar, Sünni hegemonyanın bir aracı olduğunun farkına varmalı ve inancın tek tipleştirilmesi sürecine katkıda bulunmamalıdırlar.
Türkiye'de büyük medya da yukarıda bahsettiğimiz laiklik ve insan hakları ihlallerinin aracı olduklarının farkında mıdır?
Türkiye'de demokratik haklarını talep eden Kürtlerin haklarını savunan ve en çok demokrat olması gereken DTP, bu konuda üstüne düşeni yapıyor mu?
Parti bu Sünni hegemonyanın farkında mıdır? Parti tıpkı kendini ifade edemeyen milyonlarca Kürt yurttaşının aynı zamanda dini ritüellerin hegemonik karakterinden dolayı uğradığı haksızlıkların farkında mıdır? Oruç tutmayan Kürt çocuklarının gece davullarla, ya da namaz kılmayan yurttaşların gece ezanla uyandırılmasından dolayı yaşadığı durumun, tıpkı dilini konuşamamak gibi bir insan hakları ihlali olduğunun farkında mıdır? Parti örgütleri ve Belediye Başkanları iftar yemekleri vermekte midirler?
Türkiye İslam diniyle yönetilen bir ülkeyse sorun yok. Ama demokratik, laik, yurttaşlarının tümünü gözeten bir tarafsızlıkla yönetiliyorsa o zaman itiraz etmeye, ses çıkarmaya hakkımız var.
İşte gerçek demokratlık da tam burada başlamaktadır. Kürt sorununu, hatta Alevi sorununu çözmeye soyunanların bilmesi gereken en önemli nokta da şudur ki, bu ülkede Sünni, Alevi, İsevi, Musevi, Ezidi herkesin inancı kutsaldır ve değerlidir. Biri diğerinden daha önemli değildir. Devlet de bunu bilerek inançlar konusunda aktif tarafsız olmalı, Sünni devlet olmaktan vazgeçmelidir. Sadece devlet değil. Eğer demokrat ve laik iseler iktidar ve ana muhalefet de dahil tüm siyasal partiler, yerel yönetimler, resmi ve özel medya ve basın Sünniliğin hegemonyanın aracı olmaktan vazgeçmelidir.
İnancın kişiselliği ilkesine uyulması durumunda inancın istismarının ve devlet olmasının önüne geçilebileceği unutulmamalıdır.
Kimse kendini kandırmasın. Dini ritüelleri kullanarak yapılan şeyler sosyal yardım değil, tersine o inancın etkisini ve hegomonik alanını genişletmek amacına hizmet etmektir. Siyaset bu kadar ucuzlamasın, gazetecilik bu kadar ucuzlamasın.
Alevi kültürüne mensup kimi Alevi siyasetçilere de çağrımız odur ki, popülist siyaset uğruna; Sünni devletin bir parçasına dönüşen, insan haklarını ve inanç sömürüsünü esas alan dini hegemonyanın bir parçası olmaktan vazgeçsinler.
Alevi toplumu siyasette YOL'unu şaşıranları üzülerek seyretmektedir.
Burhan AKGÜN
Bilindiği gibi turnusol belirli likenlerden elde edilen bir boyadır. Bu boya filtre kâğıdına emdirilerek maddelerin asit düzeyini ölçmek için kullanılır. Asidik ve bazik ortamlarda renk değiştirir.
Mecazi anlamda ise farklı gösterilen gerçek ve niyetlerin gerçek durumunu göstermek anlamında dilimize girmiştir.
Yine bilindiği gibi Ramazan ayı Arap aylarından biri olup Müslümanlarca kutsal kabul edilerek o ay içinde oruç tutulmakta, ay sonunda da bayram yapılmaktadır.
Bu durum bir inanç sorundur ve sadece saygı duymayı gerektirmektedir. Tıpkı diğer inançların saygıyı hak etmesi gibi....
Ancak Türkiye'de Ramazan, Sünni hegemonyanın güçlendirilmesi aracı olarak kullanılmaktadır.
Öncelikle Türkiye'nin üstüne yapıştırılmış gibi duran “Türkiye'nin % 99'u Müslüman'dır” tezi üzerine inşaa edilen bir Ramazan etkinlikleri dizisi bu ülkede yaşayan herkesi bu kategoriye dahil etmektedir ki, gerek laiklik, gerekse insan hakları açısından birçok şeyin ayaklar altına alınması bu teze dayanılarak ya meşru kılınmakta, ya da görmezlikten gelinmektedir.
Türkiye'de var olan dini kültürler içinde çoğunluğun Sünni olduğu aşikardır. Daha bin yıl önce Alevi çoğunluğa sahip bu ülkede bin yıl sonra bu görüntüyü değiştiren şüphesiz ki insanların kendi özgür iradeleriyle inançlarını değiştirmedikleridir. Bugün herkes bilmektedir ki, devlet bin yıldır tam bir kararlılıkla Osmanlı'dan aldığı devamlılıkla ülkenin inanç coğrafyasını değiştirmekte bizzat taraf olmuştur ve hala olmakta devam etmektedir. Belki de Osmanlı'dan alınan en önemli devamlılık unsuru da bu durumdur.
Özellikle Ramazan ayı, laik(!) devletin pervasızca laik(!) kimliğini bir tarafa attığı aydır ve bu durum AKP iktidarıyla başlayan bir olgu değildir. Tersine laikliğin savunucusu birçok iktidar ve laik siyasal partilerce başlatılan ve sürdürülen bir gelenektir.
Bu konuda gerçekten Ramazan demokrasi ve insan hakları açısından, hatta inanç uygulamaları açısından bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir.
Türkiye'nin demokratları ve insan hakları savunucularının bu durumu artık bir laiklik ve insan hakları sorunu olarak kamuoyunda tartışmaya açmaları gerekmektedir:
Ramazan, bir devlet uygulaması mıdır ki, devlet, genelkurmay da dahil olmak üzere taraf olabilmekte bir Sünni ritüel olan iftar yemeği verebilmektedir?
Laik tavrını sürekli dillendiren Genelkurmay Başkanı bir kamu kişiliğinin başkanıdır ve ülkede yaptığı her adımı dikkatle izlenen bir kişi olarak laik devletin laik genelkurmay başkanı olacaksa kamuoyuna vereceği mesajları dikkatle seçmelidir. İftar yemeği vermekle, camiye gidip namaz kılmak arasında ne fark vardır ki, özünde her ikisi de dini ritüeldir, dini uygulamalardır ve devlet katında yeri olmamalıdır.
Kendisi kişisel olarak bir iftar yemeği verebilir ama bunu kendi hesabından yapar ve kamuoyundan da gizler. Çünkü inancını kamuoyu önünde yaşarsa taraf olur. Tıpkı diğer devlet erkânı gibi…
Burada cumhurbaşkanından, başbakanına, bakanlarına, vali ve kaymakamlarına, bürokratlarına kadar Ramazan orucunu bir devlet uygulaması gibi gösteren iftar yemeklerinden ve diğer uygulamalarından söz etmeye gerek var mı? O kadar göz önünde ki….
AKP iktidarını laik olmamakla suçlayan ve laik olmak zorunda olan siyasal partilerimize ne demeli? Başta CHP olmak üzere...
Bugün devlet katında uygulanan laiklik dışı uygulamaların bir aracı da yerel iktidarlar ve o iktidarı elinde bulunduran siyasal partilerdir. Laikliğin savunucusu CHP'yi de laiklikle ilgili görevlerini hatırlamaya çağırıyorum. CHP'li belediyeler tarafından açılan iftar çadırları veya verilen iftar yemekleri bir sosyal yardım uygulaması değil, tamamen Sünni iftar geleneğinin kendisidir ve Sünni hegemonyaya hizmet etmektedir. CHP, kurucusu Atatürk'ün laiklik ilkelerine sahip çıkmalı ve sünni devlet uygulamalarına karşı çıkmalıdır. Türkiye'de dini hassasiyetler gerçekten “hassas” ise CHP bir an önce yapılan uygulamaların niteliğinin sosyal değil, dini niteliği olduğunu görmelidir.
Laiklik çağrısı yapan siyasal partilerin bizzat kendileri de laik olmak zorunda değil midir?
Hem anti laik uygulamalardan şikâyet edeceksiniz, hem de iftar yemeği vererek taraf olacaksınız.
Devlet kurumları, kurum temsilcileri, belediyeler, siyasi partiler hiçbir inancın temsilcisi gibi davranmamalıdır. Ne iftar versinler, ne aşure. Bunlar dini ritüellerdir ve her inanç kendi içinde yaşamalıdır bunu. Çünkü dini inanç ve ritüellere verilen her destek kamuoyunu o inanca yönlendirmede gizli bir moral aktivite olmaktadır. Yani özendirmektedir. Bu anlamda hiçbir din ve inanca ait ritüel, sosyal yardım adı altında kullanılmamalı ve taraf olunmamalıdır.
Laiklik, dini inançlar konusunda taraf olmamak değil midir?
Bu ülkenin her yerinde gecenin bir saatinde oruç tutan insanları uyandırmak için çalınan davullar, sadece oruç tutanları uyandırmamaktadır. Aynı zamanda oruç tutmayan, ertesi gün işe gitmek zorunda olup da uyuyup dinlenmek zorunda olan çalışanları, derin uykusundaki bebeleri korkuyla uyandırmaktadır. Rızası olmadan uyanan milyonlarca insanın doğal insani hakları çiğnenmekte, çocukların psikolojisi zarar görmektedir.
Cami minarelerinden duyulan ezan, herkes için değilse neden izin verilmektedir? Neden kamusallaştırılmaktadır?
Bu ülkede herkes namaza mı gitmektedir, bu ülkede herkes oruç mu tutmaktadır ki davul çalınarak, ezan dinleterek herke uyandırılmaktadır? Tersine büyük bir çoğunluk bunu yapmadığı için yapmaya özendirilmektedir.
Böyle bir uygulama doğruysa, bu durumda Cemevleri, Sinagog ya da Kiliseler neden günün belli saatlerinde hoparlörle yayın yapmasın? Özellikle çok büyük bir kitleye seslenen Cemevleri böyle bir şeyi yapabilir mi? Buna izin verilir mi?
Gerçekten de son yıllarda inanılmaz bir mahalle baskısı oluşmuştur ki, mağdur olan birçok kişi rahatsızlığını dile getirememektedir. Bu mahalle baskısının nedeni Sünni hegemonyanın güçlendirilmesi olmasın?
Günümüzde birçok modern yöntem, insanları uyarma ve haber verme konusunda zaten vardır. O halde neden eski geleneksel yöntemlerle insan hakları her gün çiğnenmeye devam etmektedir? Neden insan hakları kuruluşları yaşanan travmayı görememektedir.
Yoksa Sünni hegemonyayı sürdürmek için bir araç mı bu uygulamalar?
Bu ülkede medya, gazeteler ve televizyonlar, özeli ve resmisi ile bu iş için kullanılmaktadır.
Özel de olsa medyanın Sünni hegemonyanın aracı olması doğru mudur? Özel gazete ve televizyonlar, kar esaslı girişimler de olsa kamusal hizmet anlamında bir işlevleri de vardır. Bu işlevin sorumluluğunu duymalı ve inançlarla ilişkilerini tarafsız kurmalıdırlar. Ramazan ayında yaptıkları işin bir inanç sömürüsü olduğu kadar, Sünni hegemonyanın bir aracı olduğunun farkına varmalı ve inancın tek tipleştirilmesi sürecine katkıda bulunmamalıdırlar.
Türkiye'de büyük medya da yukarıda bahsettiğimiz laiklik ve insan hakları ihlallerinin aracı olduklarının farkında mıdır?
Türkiye'de demokratik haklarını talep eden Kürtlerin haklarını savunan ve en çok demokrat olması gereken DTP, bu konuda üstüne düşeni yapıyor mu?
Parti bu Sünni hegemonyanın farkında mıdır? Parti tıpkı kendini ifade edemeyen milyonlarca Kürt yurttaşının aynı zamanda dini ritüellerin hegemonik karakterinden dolayı uğradığı haksızlıkların farkında mıdır? Oruç tutmayan Kürt çocuklarının gece davullarla, ya da namaz kılmayan yurttaşların gece ezanla uyandırılmasından dolayı yaşadığı durumun, tıpkı dilini konuşamamak gibi bir insan hakları ihlali olduğunun farkında mıdır? Parti örgütleri ve Belediye Başkanları iftar yemekleri vermekte midirler?
Türkiye İslam diniyle yönetilen bir ülkeyse sorun yok. Ama demokratik, laik, yurttaşlarının tümünü gözeten bir tarafsızlıkla yönetiliyorsa o zaman itiraz etmeye, ses çıkarmaya hakkımız var.
İşte gerçek demokratlık da tam burada başlamaktadır. Kürt sorununu, hatta Alevi sorununu çözmeye soyunanların bilmesi gereken en önemli nokta da şudur ki, bu ülkede Sünni, Alevi, İsevi, Musevi, Ezidi herkesin inancı kutsaldır ve değerlidir. Biri diğerinden daha önemli değildir. Devlet de bunu bilerek inançlar konusunda aktif tarafsız olmalı, Sünni devlet olmaktan vazgeçmelidir. Sadece devlet değil. Eğer demokrat ve laik iseler iktidar ve ana muhalefet de dahil tüm siyasal partiler, yerel yönetimler, resmi ve özel medya ve basın Sünniliğin hegemonyanın aracı olmaktan vazgeçmelidir.
İnancın kişiselliği ilkesine uyulması durumunda inancın istismarının ve devlet olmasının önüne geçilebileceği unutulmamalıdır.
Kimse kendini kandırmasın. Dini ritüelleri kullanarak yapılan şeyler sosyal yardım değil, tersine o inancın etkisini ve hegomonik alanını genişletmek amacına hizmet etmektir. Siyaset bu kadar ucuzlamasın, gazetecilik bu kadar ucuzlamasın.
Alevi kültürüne mensup kimi Alevi siyasetçilere de çağrımız odur ki, popülist siyaset uğruna; Sünni devletin bir parçasına dönüşen, insan haklarını ve inanç sömürüsünü esas alan dini hegemonyanın bir parçası olmaktan vazgeçsinler.
Alevi toplumu siyasette YOL'unu şaşıranları üzülerek seyretmektedir.
Burhan AKGÜN
Abonneren op:
Posts (Atom)