vrijdag 18 december 2009

Merhaba Gazetesinden Türkçü inciler

İsviçre’de çıkan Merhaba isimli gazete, bu güne kadar çıkan değişik sayılarında Kürtleri Türk olarak lanse ederek, Türk gazeteciğiliyle benzeşen kimi kavram ve deyimleri kullanmaktan geri kalmamıştır. Gazete; Türk milliyetçiliğinin propagandasına hizmet eden kimi haber ve kavramları sayfalarına yansıtarak, Türk asimilasyon sistemini ve sahte tarih anlayışını kutsayan ve Kürt okuyucularına kanıksatmaya çalışan uğursuz bir rol oynamaktadır.Ayrıca aşağıda vereceğim birkaç örnekte görüleceği gibi İsviçre’de çıkan ve çalışanlarının bir kısmının sol düşünceli olduğunu bildiğim, hatta bir kısmı Kürt olan gazete çalışanlarının özellikle de geçmişi solculukla anılan ve kendisi de bir Dersimli olan Gazetenin editörü Mazlum Kılınç kendisinden beklenmeyen bu tavırlarıyla benim gibi kimi Kürt okuyucularını derinden incitmiştir.Aralık 2006 sayısında Sinan Kaya imzalı bir haberin başlığı aynen şöyle. “Basel’de SP’de iki Türk kökenli aday” toplantının içeriği yazının konusu olmadığından geçiyorum. Haberin ilerleyen satırları arasında ise, Türk kökenlilik Türkiye kökenliliğe dönüyor. “Basel parlamentosunda Grossrat olarak çalışan Türkiye kökenli Uğur Çamlıbel und Mustafa Atıcı” Mustafa Atıcı bir Kürt olarak bu haber başlığı için bir tekzipte bulundu mu bilemem (en azından ben takip ettiğim kadarıyla rastlamadım) Uğur Çamlıbel Türk kökenli midir bilmiyorum. Ancak Mustafa Atıcı’yı yakınen tanıdığım için bu haberin veriliş biçimi, cebinde Türk kimliği taşıyan herkesin Türk sayıldığı, Türk resmi devlet düşüncesinin tipik bir örneğidir. Bu mantık biz Kürtlerin İsviçre’de yaşayan değişik ulustan insanlara Türk olarak tanıtılması itibariyle, İsviçre’deki Kürtlerin üzerinde düşünmesi ve tepki göstermesi gereken bir durum yaratmıştır. İnanıyorum ki her hangi bir Türk gazetesi buradaki Türklerden Afrika kökenli diye bahsetseydi, bir çok Türk insanı haklı olarak tepki gösterirdi. Biz Kürtler neden bir tepki sahibi değiliz anlamak zor. Gazetenin aynı sayısında çıkan diğer bir haber ise: “Cumhuriyetin 83. yıldönümü” başlığını taşımaktadır. Ve haberi veren Metin Ağbuga haberi veriş biçimine yansıyan heyecanıyla Türk Devlet politikası olarak Avrupa’ya taşırılan bu tür kutlama vb etkinliklerle yürüttüğü Türk milliyetçisi politikalarına ne kadar güzel adapte olduğunu göstermektedir. Şu vurgular onun. “Bu yıl verilen kokteyle, Türk vatandaşlarının yanı sıra, çok sayıda İsviçrelinin de katılım kutlamalara farklı bir renk katmıştır.” Ve devamında törende konuşan devlet yetkililerinin şu vurgusunu aktarmaktadır. “Hayatın her alanında başarıyı yakalamanın şartlarından birisinin, eğitim ve öğretime önem vermek olduğunun, cumhuriyete yakışır bir millet topluluğunun İsviçre’de yakalamanın mümkün olduğunun altını çizdiler” Türk devlet görevlilerinin ve politikacılarının İsviçre’de yaşayan Türkleri ve Türk saydıkları Kürtleri devlet politikalarının bir unsuru olarak gördükleri bu politikalarıyla da yaşamını İsviçre gibi ülkelerde idame etmeye karar vermiş insanların içinde yaşadıkları toplumla kaynaşma ve entegrasyonuna ciddi bir engel oluşturdukları bilinen bir şeydir. Lakin İsviçre’de çıkan ve sayfalarına Almanca yazılara da yer veren bir gazetenin bu tür haberler yaparken dikkatli bir dil kullanması gerekmektedir.Gazetenin Mayıs 2006 tarihli sayısında tam sayfa ve Türk bayrak tanıtımını andıran dört resimle verilen haberin başlığı şöyle: “Basel Sokakları 23 Nisan coşkusunu yaşadı!” Demek ki İsviçre’nin Basel şehri yıllarca Türk Devletinin uydurmalarından biri olan 23 Nisan’a hasret kalmış ve nihayet bu hasretini gidermiş! Ne denir Basel şehrine hayırlı olsun. Türk resmi devlet ideolojisinin kirli tarihi ve döktüğü kanların üstünü örtmede gösterdiği maharetlerden biride bu 23 Nisan bayramıdır. Her yıl okullarda devlet kararıyla sokaklara döktükleri çocukların ellerine tutuşturdukları Bayrak, döviz, pankart, Türk Bayraklarıyla boyanmış balonlarla, Türklük nümayişleri yaptırarak, beyinlerini ırkçılık ideolojisiyle zehirlediği çocukları kullanmaktan çekinmemektedir. Böylece genç nesillere bir bayram günü olarak benimsetilen 23 Nisan öncesi akıllardan silinmek istenmektedir. Mesela 23 Nisan’ı ulusal egemenlik ve çocuk bayramı ilan eden kadronun 1920ler öncesi Ermeni, Rum, Süryani, Keldani, Yezidi Kürt ve Kürt soykırım, katliam ve yerlerinden zorla göç ettirilmesi gibi insanlık suçlarının sorgulanmasının önünü kesmeyi amaçlamışlardır. Bu günü çocuk bayramı ilan etmenin bir boyutu da ilan edilen “Ulusal Egemenlik” kavramıdır. Bunun: Kürt coğrafyasının işgali, yerlerinden sürülen başta Ermeniler, Rumlar ve diğer halkların topraklarının zorla ellerinden alınması anlamına geldiğini bilmiyor olamaz Merhaba Gazetesi yazarları. Kimin Ulusal Egemenliği diye bir soru sormak icabediyor gazete yöneticilerine? Bu kavramların propagandacısı olmakla bir haberi haber olarak vermek ayrı şeylerdir. Eğer bu arkadaşlar Türklerin bu etkinliğini haber olarak verselerdi durum farklı olurdu. Ancak bu etkinliğin bir unsuru gibi kendilerinden geçmişçesine bu günü kutsamaları bir okuyucu olarak kendisine ilerici, demokrat diyen insanlara yakıştıramadığım bir durum yaratıştır. Şu satırları başka bir biçimde okumak mümkün olmasa gerek: “Bahar, güneş, nefis kokan rengarenk çiçek ve yeşilliğiyle güzeldir. Bu yıl bu güzel günde bir bayram yapıldı. Rengarenk giysiler içinde Çocuklar ve Sokak şenliğiyle 23 Nisan bayramı eklendi. İsviçre’de ilk kez Meydanlarda kutlanan 23 Nisan bayramını binlerce yerli, yabancı ve Türk izledi.” Diğer bir boyutu ise: bu kadar masumane ve şenlik havasıyla verilen bu törenin, Türk devlet politikasının, Türk şoven milliyetçiliği olarak Avrupa sokaklarına taşırılmasıdır. Haberde övgüyle verilen şu satırlar bu düşüncenin teyidi niteliğindedir. ”Öğrencilerin giydiği özel giysileri, çevrede toplanan binlerce İsviçreli ve diğer uluslardan insanlar ilgiyle izlediler. Barfüser Meydanı birbirinden ilginç Türk bayraklı yüzlerce balon, bayrak ve pankartlarla süslenmişti.” Türk ordusunun onlarca yıldır işgal altında tuttuğu Kıbrıs adasının Kuzey parçasını, Türk devletinden başka kimsenin tanımadığı zoraki devletin simgesi olan bayrağı taşıyarak propaganda edilmesi, (haberde eklenen fotoğraflar da bunun görüldüğü gibi) 23 Nisan’ın hangi amaçlara hizmet ettiğini somut olarak göstermektedir. Bunun yanında haberde geçen şu satırlar, bu seremoninin devlet destekli olduğuna ve burada yaşayan Türklerin hayati bir ihtiyacından kaynaklanmadığını göstermektedir. “23 Nisan tam bir kültür cümbüşüne sahne oldu. 23 Nisan Kutlamalarına devleti temsilen, Zürich Başkonsolosluk yetkilileri de katılmışlardı. Ancak kutlamaları Türk Öğretmenleri ve Okul Aile Birlikleri organize etmişti. İstiklal marşının okunması sonrası, Öğretmenler ve Okul aile Birlikleri adına konuşmalarla Proğram başladı.” İşgal ettikleri bir adayı devlet ilan edip, işgal altındaki Kürt topraklarını hiç bitmeyen savaş pratiğiyle kan ve barut gölüne çevirmiş olan bir devlet resmi orta yerde dururken, Barış adına Türk bayraklarıyla boyanmış balonların havaya uçurulması, haberi veren bu gazete yöneticilerinin barış ve hümanizm ruhunu okşamış olmalı ki şu satırları yazdırabiliyor: “30 kişilik Öğrenciler coşkuyu doruğa çıkardı ve bir bayramın etkinliğinide sona erdirdi. Bu ekip ellerindeki onlarca Türk bayraklı balonları ‘insanlık, barış ve kardeşlik için’ havaya uçurdu.” Ve gazete buna “tam bir Ulusal bayram” diyerek, Türklüğü yücelten ve TC resmi sınırları içinde yaşayan herkesin Türk olduğunu dünya aleme dayatan devlet kutlamalarının, İsviçre’de de her yıl tekrarlanmasına bir davetiye çıkarmıştır. Ayrıca gerek İsviçre’de gerekse Türkiye’de yayın yapan değer Türk basın ve yayın kuruluşlarının Merhaba kadar bir tezahüratta bulunmadığını belirtmeliyim. “Türkler ilk kez bu kadar fazla bir katılımda bulunmuşlardı, bunlara başka binlerce insanın toplanıp gösterileri izlemesiyle tam bir Ulusal bayrama dönüştürdü.”Gazetenin Mart 2007 sayısında çıkan ve bir araştırma raporunu haber konusu eden haberin başlığı şöyle: “İsviçre’de 3.800 Türk Girişimci 18.000 Kişiye iş imkanı Sağlıyor” haberin başlığında herkesi Türk gören mantık tipik bir resmi devlet kuruluşu mantığının devamıdır. Rapordan aktarılan şu cümleler, TC’nin kuruluşundan hemen sonra Kürtleri Türk saymanın devam eden biçimidir. “Türküye araştırmalar merkezi (TAM) Vakfı tarafından hazırlanan “İsviçre’de Türk Nüfus, Hane Verileri, Girişimcilerin Ekonomik Gücü ve Türkiye-İsviçre Dış Ticaret ve Turizm ilişkileri” başlıklı raporun sonuçlarına göre İsviçre’de yaşayan 121.000 Türk kökenliden 3.800’ü geçimini bağımsız çalışarak elde ediyor. İsviçre Türklerinin bağımsız çalışma yoluyla elde ettikleri toplam istihdam düzeyi ise 18.000’i buluyor.” Türk devlet söylemindeki ırkçı mantığın bir devamı olan herkesin Türk sayılması ve dünyaya bu biçimde aktarılması aynı zamanda yaklaşık yüz yıldır özgürlük ve hak mücadelesi veren Kürt Ulusal kurtuluş Mücadelesinin de “eşkıyalık”, “şakilik”, “terörizm”, “bölücülük” gibi çirkin sıfatlarla damgalamasına neden olmaktadır. Çünkü TC’nin kuruluş prensiplerine göre herkes Türk olmak zorundadır. O nedenle herkesin Türk olarak dünyaya gösterilmesi gerekiyor. Bu mantığa sahip bir devlet ve bu devlet görevlilerinin ve devletin ırkçı eğitimini içselleştirmiş olan insanların kullandığı bu kavramların, İsviçre’de çıkan ve çalışanlarının önemli bir kısmının solcu, bir kısmının ise Kürt olarak bilindiği bir gazetede kullanılıp propaganda edilmesi, nedense kendisine solcu, sosyalist ve Kürt ulusalcısıyım diyenlerin vicdanında hiçbir rahatsızlığa neden olmuyor.Gazetenin Nisan 2007 sayısı bir sayfasını Newroz bayramını anlatmaya değişik milletler ve inanç grupları tarafından nasıl anlaşılıp kutlandığına ilişkin derleme bir değerlendirmeye ayırmış bulunuyor. Ancak diğer bir çok konuda olduğu gibi bu konuyu da Türkçü bir zihniyetle yansıtıyor. Yazının başlığı anlaşılacağı gibi son zamanlarda Türk devletinin kullandığı biçimiyle “Nevruz Bayramı” aynı yazıda “Tunceli/Dersim sölencesine göre Nevruz” deyimi kullanılmaktadır. Dersimlilerin Newroz Bayramı’na Nevruz Bayramı dediklerine şahit olmadım. Yoksa Dersimliler toptan Türk mü sayılıyor ki bu kavram Dersimliler adına dillendiriliyor?Gazetenin Mayıs 2007 sayısında M-K (Mazlum Kılınç –başka yer ve sayılarında bu imzayı kullanmaktadır yazar Ben-) imzası ve “23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI BASEL’DE BÜYÜK BİR COŞKUYLA KUTLANDI” başlığıyla verilen haber şu ibarelerle renklendiriliyor: Her yıl olduğu gibi bu yılda Basel’de yapılan 23 Nisan Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı binlerce kişinin katılımıyla kutlandı. Kutlamaların yapıldığı Basel-Kaserne Meydanı havanın sıcak olması ile tam bir piknik ve şenlik havasına büründü.23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması ile başladı.“İstiklal marşının 10 kıtasını okumak için Serkan Aydoğan, Emine Çayır, Tuğba Kıran, Pelin Şen, Cansın Yıldız, Nisa Özbek, Barış Ergül, Talha Özüdoğru ve Mehtap Üstündağ sahne aldılar.“Binlerce kişinin katıldığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tam bir bahar coşkusuna dönüştü.” Dersimli Mazlum Kılınç’da saygı duruşuna durup İstiklal Marşına eşlik edip söylemiş midir bilinmez ama hazır olda durarak söyleyenlerle saf tuttuğu haberi veriş biçiminde fazlasıyla belli oluyor. Ki Türk İstiklal Marşı söylendiğinde resmi kural gereği aynı anda hazır olda durulması gerekmektedir. Totaliter ve faşist ideolojilerle yönetilen ülkelerin bu uygulaması Türkiye’de halen olduğu gibi devam etmektedir.Haberi yapan Mazlum Kılınç o kadar çoşmuştur ki katılanların sayısını “binlerce kişi” diyerek vererek adeta bir sempati yaratma çabası içerisine girmiştir. Bu coşku ona adeta hafızasını da kaybettirmiştir. Mayıs 2006 sayısındaki haberde; “İsviçre’de ilk kez Meydanlarda kutlanan 23 Nisan bayramını” olarak geçen ibare, bu sayı ile birlikte “Her yıl olduğu gibi bu yılda Basel’de yapılan 23 Nisan Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak tarihe geçiyor. Haberi bu yıl okuyanlar doğal olarak, Türklerin Basel’de meydanlarda onlarca yıldır yaptıkları bir etkinlik olarak algılayacaklardır. Mazlum Kılınç Türk işkence haneleri ve Cezaevlerindeki cunta sonrası uygulamaları bilmiyorsa hatırlatalım. Oralarda esir tutulan ve nice insanlık dışı işkence ve kötü muameleden dolayı hayatlarını kaybeden, sakat kalan ve gördükleri işkencelerin fiziki ve psikolojik sonuçlarını halen yaşayan binlerce insan o tezgahlarda devletin kolluk kuvvetleri tarafından zorla İstiklal Marşı okutulmaya zorlandı. Yani Türk devleti İstiklal Marşı söyleterek, muhalif insanları ve Kürtleri düşünce ve ideallerinden vazgeçirmeye çalıştı. Beyinlerini yıkama aracı olarak kullandı. Bu vesileyle İstiklal Marşı ırkçı ve Türklüğü yücelten özelliği itibarıyla tartışmaya açık bir marştır ve ayrı bir tartışma konusu olduğundan geçiyorum.Bayrak gösterileri ve marşlar eşliğinde körüklenen Türk milliyetçiliğinin, bu gün nasıl bir militarizm ve devlet severlikle, sokaklarda linç kültürünün simgesel silahlarına dönüştüğünü Kürtlerin ve bildiri dağıtan solcu gençlerin kitlesel linçe uğramalarında da görüldüğü gibi, nasıl bir şiddet kültürü yarattığını dünya büyük bir acıyla seyrediyor. Ne yazık ki, Türk egemenlerinin bayram havasıyla kitleleri sokağa dökmesi sanıldığı gibi her zaman masum bir amaç taşımıyor. Mesela, Bir Ermeni için 1915 24 Nisan’ında aydınların ve toplum önderlerinin topluca tutuklanarak katledilmeleri, soykırımın ön hazırlıklarından sayılır. Bu bakımdan 23 Nisan gününün bayram ilan edilmesi manidardır.Bir devlet politikası olarak Türkiye’de kutlansa bile bu “Bayram”ın buradaki insanların hayatlarını kolaylaştırmada ve İsviçre toplumu ile kaynaşmalarını sağlamada ne gibi bir yararı olacaktır? Tersine Türk ırkçılığını canlı tutarak,Türkiye’den gelen insanların İsviçre’de izole bir hayat sürmelerinden öte bir işe yaramayacaktır. Dolayısıyla Kemalist ideolojinin en önemli kutsama günü olan 23 Nisan’ın bu kadar propaganda edilmesi, Türk devlet ideolojisinin İsviçre’de de olduğu gibi sürdürülmek istendiğini göstermektedir.Değişik sayılarında sık sık entegrasyondan bahseden bir gazetenin bu kadar Türkçülüğe hizmet etmesi bir biri ile çelişen bir durumdur. Aynı Gazetenin ileriki sayfalarında tamda Türkçülüğü koruyan ceza maddesi üzerine haber yapması tam bir komedi örneğidir. Bir önceki sayfalarında Türkçülüğün temel fikrini pratikleştiren 23 Nisan’ın tuhaf övgülerle kutsanması ile Türkçülüğü ceza sopası ile ayakta tutan Türk ceza kanunu’nun 301’inci Maddesini eleştirmek evlere şenlik bir durum çıkarmaktadır ortaya. Mazlum unutmuşa benziyor. Cumhuriyet öncesi ve sonrası devam eden soykırım ve katliamların topluma ve dünyaya unutturulmasında dillere vurulan kilit, konuşmaya ve yazmaya getirilen yasakların gülümseyen yüzü bu tür uydurma bayramlardır.Bu ceza maddesinin devlet terörü eşliğinde sadece Kürtler için getirdiği şey; tartışmaksızın Kemalizm’in kendi kimliğini yadsıyarak, Türkleştirme ideolojisini benimsemektir. Ermeni soykırımı üzerine zinhar konuşmamaktır. Kemalist devlet muhaliflerinin devletin her uygulamasına kölece boyun eğmesidir. Aksi halde; bir Orhan Pamuk, bir Elif Şafak, bir Hrant Dink örneklerinden birini seçin diyorlar.Gazetenin Kasım 2007 sayısında Mazlum Kılınç Genel koordinatör imzasıyla “21 Ekim seçimleri, Kıyamet senaryoları ve Yabancı karşıtı Propagandanın Sonuçları” başlığıyla çıkan bir değerlendirme yazısının girişinde “Başta Türk basını olmak üzere gerici Partiler ve çokbilmişlerin felaket tellallığı şimdilik sakinleşmiş görünüyor.” Cümlesiyle başlıyor. Cümledeki “Türk basını” vurgusu önemlidir. Bu vurgu yazıda iki defa kullanılmaktadır. Eğer bu vurgu baz alınacak olursa, Merhaba Gazetesi kendisini Türk basını içinde görmüyor denebilir. Yoksa bu kadar Türkçü kavram ve söylem kullanan gazetenin Genel Koordinatör’ü farkına varmadan mı kullanmıştır bu kavramı? Yazının hepsini okuyunca bu Türk basını ayrımını ortadan kaldıran mantık ortaya çıkıyor. Çünkü aynı kişi Türkiye’den gelip İsviçre’de yaşayan herkesi Türk olarak yazmaktadır. Şu satırlar başka bir şekilde açıklanamaz. “Özellikle Türk kökenli adayların çokluğu sevindiriciydi ve Sibel Arslan örneğinde olduğu gibi kıl payı seçimi kaybeden adaylarda oldu. Mustafa Atıcı gibi 15 binin üzerinde oy alanlar da oldu.” Bahsettiği her iki insan da Kürt olduğuna ve Mazlum Kılınç bunu adı gibi bildiğine göre yaptığı bir gaf değil, bilinçli bir çabadır. Aynı gazetenin bir sonraki sayfasındaki “Cumhuriyetin 84. Yılı Şenliklerle Kutlandı” haber başlığını görünce bu düşüncenin pekiştiğini anlamak kolay oluyor.Türklüğe övgü dizmek ve destek sunmak Dersimli Mazlum Kılınç için sorun olmayabilir. Ancak bu gazetenin önemli bir okuyucu kitlesinin de Kürt olduğunu düşünerek, bir yayın politikası izlemesini hatırlatmak ve daha fazla ulusal kimliğimizi yok sayarak biz Kürtleri, Türk gibi sunmasının bizleri son derece rahatsız etmekte olduğunu hatırlatmak istiyorum. Merhaba Gazetesini düzenli takip eden bir Kürt okur olarak, sadece birkaç sayısından örnekler verdiğim bu gazete gibi nice örnekler var. Fakat biz Kürtlerin tepkisiz kalması bu örneklerin her gün biraz çoğalmasına, hatta Kürtlerin maddi desteğiyle, Kürtlerin yok sayılmasına hizmet eden yayınların yapılmasına katkı sunmuş oluyoruz. Her Kürdün bu gibi gelişmeler karşısında haklı tepkisini göstermesi ve Merhaba gazetesinin bundan sonra Kürtleri Türk saymaması dileğiyle

.3.4.2008

C.Doğan

Öymen ve Hitler’in zihinsel kardeşliği

Öymen ve Hitler’in zihinsel kardeşliği

Devraldığı soykırımcı mirasın düşünce ve pratiğini aralıksız devam ettiren İttihat ve Terakki’nin devamcısı olan Mustafa Kemal ve ardılı insanların, Kemalist düşüncenin totaliter ve faşist tapınağı CHP insanlığa meydan okurcasına yaptığı soykırımları savunmaya ve yeni soykırımlara davetiye çıkarmaya devam ediyor. Son örneğini bu partinin bir üst düzey yöneticisi olan Onur Öymen vermiştir. Dersim’de olanın bir isyan olmayıp, Türk devletinin yüzbin Kürt-Aleviyi soykırımdan geçirdiğinden bağımsız olarak, Öymen’in bir utanç vesikası olan sözlerinin yetmiş yıl önceki Hitlerin Yahudi soykırımı hazırlıkları yaparken Kemalistlere ilişkin söylediklerini aynen doğrulamıştır. Kürt Alevilerin son yüz yıllık tarihinde yaşadıkları tüm soykırım, katliam, sürgün ve asimilasyona tabi tutulmalarında CHP’in faşist ve ırkçı ideolojisinin birincil derecede sorumlu olduğu Onur Öymen’in konuşmasıyla bir kez daha tescil edilmiştir. Sevgili Mehmet Bayrak’ın deyimiyle: „Alevilerin Kemalizme karşılıksız aşkı“ hiç değilse bu defa bitermi bilinmez ama artık Kürt Alevilerinin CHP’nin sosyal demokratlık masallarını artık bir kenara atıp bu faşist partinin güç kaynağı olmamayı düşünmeleri gerekiyor. Bir Kürt ve Alevi olarak Öymen ve onun gibi düşünen soykırımcıları lenetlerken, Öymen Ve Hitler’in aynı gönül ve ağızdan çıktığı belli olan sözlerini yorumsuz olarak bir ibret belgesi olarak sunuyorum.CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in 10 Kasım günü TBMM’de Kürt ve Alevileri tehdit edip, 1938 Dersim soykırımını savunurken şu sözleri söylemektedir.“Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi?” konuşmasının hepsini ve daha sonra açıklama adına yaptığı özürü kabahatinden büyük sözlerini aktarmaya hiç gerek görmüyorum.Aşağıda kapağını eklediğim Kevork B.Bardakjiyan’ın Peri yayınları arasında çıkan Hitler ve Ermeni Soykırımı isimli kitabının arka kapağında yer alan Adolf Hitler’in sözleri şöyledir. „Adolf Hitler, 22 Ağustos 1939 günü, askeri kurmaylarına Polonya ile ilgili kısa vadeli planlarını anlatıyordu özel çadırında: "Biz gücümüzü hızımızdan ve acımasızlığımızdan alıyoruz. Cengiz Han milyonlarca kadın ve çocuğun ölümüne yol açtı, planlı bir şekilde ve büyük bir mutlulukla... Tarih, onun şahsında sadece bir devlet kurucusunu görüyor. Güçsüz bir Batı Avrupa medeniyetinin benim hakkımda ne diyeceği umurumda bile, olmaz. Polonya mevcut nüfusundan arındırılacak ve buraya Almanlar yerleştirilecek. Küçük devletler beni korkutamaz. Kemal`in ölümünden beri Türkiye aptallar ve yarım akıllılar tarafından idare ediliyor... Savaş amacımızın yalnızca belli sınırlara ulaşmaktan ibaret olmayıp, düşmanın fiziksel varlığını yok etmeyi de kapsadığını bildiren buyruğu yayınladım ve her kim ağzını açıp tek bir eleştiri sözcüğü sarf edecek olursa, infaz mangası tarafından idam edilecektir. Siz beyler, şan ve şerefe yüzyıllardır olmadığınız kadar yakınsınız. Güçlü olun! Merhametsiz olun! Başkalarından daha hızlı ve daha acımasızca harekete geçin! Batı Avrupa vatandaşları korkudan tir tir titremeliler. Bu, onları korkudan öldüreceği için, savaşı ilerletmenin en medeni yoludur. Bu yüzden, şimdilik yalnızca doğuda ölüm teşkilatlarını hazır bulunduruyorum. Onlar Leh kökenli ve Leh dilini konuşan erkek kadın, çocuk yaşlı her kim varsa hepsini gözlerini kırpmadan ve acımadan öldürmek için emir aldılar. Bize gereken yaşama alanını, ancak bu şekilde ele geçirebiliriz. Tüm olanlara rağmen bugün Ermenilerin imhasından bahseden kim kaldı ki? " Yanlış okumadınız, tespit Adolf Hitler`e ait. O, "Tüm olanlara rağmen bugün Ermenilerin imhasından bahseden kim kaldı ki? " diye sorar askeri kurmaylarına ve "Korkmadan katledin! " talimatını verir..“Doğan Ceren12.11.2009

Volgers