dinsdag 3 november 2009

Islam asimilesi

Devlet, Turkiye’de 38’den arta bıraktığı Kürt çocuklarını asimile etmek için alelacele katliamın kanlı kaleleri olan kışlaları yatılı okul, yani yatılı kışlaya çevirdi. Sonra yetim ve yoksul Kürt çocuklarını çevreden toplayıp bu kışlalara doldurdu. Artık her gün “Bir Türk dünyaya bedeldir!” “Ne mutlu Türküm diyene!” ve “Türküm” yeminleri yaptırarak genosidin (soykırım) paralelinde etnosid (etnik bitirme) uygulayarak halkımızı bitireceklerini sandılar. Ama halk direndi.Kadim Kürt halkını anadilinden, kültüründen, kimliğinden etmek, onu bitirmeye yönelik açılan kurumlardı bunlar. Türk solunun çok övgü dizdiği Köy Enstitüleri, daha çok Kürdistan’da açıldılar. Bu, bir çeşit askeri kışla olan asimilasyon kurumlarından geçirilen on binlerce Kürt insanı köklerine yabancılaştırıldı. Kemalizmi savunan bu okullar; ırkçı, tekçi, Kürdü inkara dayanan eğitim vererek, Türk faşizmi denebilecek bugünkü sistemi hazırlayıp geliştirdi.Paralel olarak Türk devleti Turkiye’e sulukule ekipleriyle, rakı şarap, bira ve kağıt oyunlarıyla girdi. Askeri, jandarması, polisi yetmemiş olacak ki, düşkün Tuncelilerden ispiyoncular çıkardı. Kendisine çıkarla bağladığı bazı şerefsiz satılık Tunceliler üzerinden Turkiyelilerin Türk oldukları savı ortaya atıldı. “Öz be öz Tırk bizik. Horasan’dan gelmeyik.” propagandası yapıldı. Bunlar; Turkiye’i katletme emrini veren ve Aleviliği yasaklayan Kemal Atatürk’ü kurtarıcı görüp ona Alevi dediler. Rakı içenler yumruğuyla ağzını sildikten sonra, Atatürk’ün peygamberliği ile ve Türk olmakla övündüler.Ama halkımızın namuslu kesimi direncini sürdürüp diline kimliğine sahip çıkınca, bu kez de yerden biten mantar benzeri Türk solu siyasetleri Turkiye’e musallat edildi. Aslında kışla okullarının beceremediklerini bu sahte ahlaksız sol yaptı. Halkımızı dilinden kültüründen etmek için en etkin bunlar çalıştılar. Bugün bunların yıkımı sürmektedir. İyice marjinalleşen bu sol siyasetler, şimdi de Turkiye Kürt değil Zaza’dır, Zaza ulusudur, demeye başladılar. Hatta Kürtleri baş düşman görüyor, Kürde “Khur” diye hakaret ediyor, devleti de sütten çıkan ak kaşık gibi masum göstermeye çalışıyorlar.Devlet, buna rağmen başarılı olamadı. Her tarafta puşt zulası olsa da halkın iyi unsurları, ya Mazlum Doğan benzeri protestolarda bulundu, ya da daha çok çalışmak zorunda kaldılar. Ama “teklik” bataklığından çıkan 1980 Faşist askeri darbesi bu kez de her köye bir cami yaptırdı. Bu yolla tekliği sağlayacağını sandılar. Ne var ki, Turkiyeliler bunlara eşeklerini bağlayıp, camileri ahır yapınca, bu kez daha çok asimilasyon kurumları açıtılar. Türklük tüm beyinlere girmeli, kışla kültürsüzlüğü herkesi sarmalı, düşündüler. Böylece, sefer yapılır, ama zafer kazanılmaz, dedikleri Turkiye’e enine boyuna girdiler. Hem de halkımızı düşürüp kendilerine benzeterek girdiler. Her tarafta puştluk bayrağı açılırken, Turkiyelilerin geleneksel ahlakı ayaklar altına alındı. Çocuklar, bu kışlalarda verilen terbiye gereği, artık gücü yeten öbürüne cinsel saldırıda bulunmaya başladı. Kaymakam, Başbakan’ı kabadayılığıyla çocukları tokatladı.Özellikle devletin bu yatılı okulları; bunlar okul değil, katliam kışlalarıdır. Bir insan gittiği okulda anasının diline tükürüyorsa, soyuna düşman çıkıyorsa, olsa olsa bunlara yeniçeri ocakları denir. Bu ocaklarda halkımız düşürülürken, çocuk ve gençlerde ahlak aramak ve Turkiyelinin insani, ahlaki, ziyaretlerinin temizliği doğal olarak beklenemez. Yapılması gereken, toptan bu katliam kışlalarına karşı çıkılmalı, yatılı denen ahlaksız kurumlarından çocukları alınmalı, ya da bunların kapanması için sivil kurumlar kampanya açmalılar. Bunlar okul olamaz, okul evrensel ahlak verir. Burada ise; hergün soyundan uzaklaştırılan, anasının diline yabancılaştırılan, insanlıkla bağdaşmayan ahlaksızlığını çocuklara öğretiyorlar.

Geen opmerkingen:

Volgers